Munzam Zarar Nedir? Şartları, İspatı ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında İncelenmesi
Munzam Zarar Kavramı Nedir?
Munzam zarar, borçlunun para borcunu ifada gecikmesi sebebiyle, temerrüt faizinin alacaklının uğradığı zararı karşılayamaması durumunda ortaya çıkar. Munzam zarara ilişkin düzenleme 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Aşkın Zarar Başlıklı Madde 122’de düzenleme alanı bulmuştur.
Kanun maddesine göre alacaklının temerrüt faizini aşan bir zararı varsa, borçlu kusursuz olduğunu ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizi için akdi bir sözleşme gerekmemektedir. Temerrüt faizi kanundan doğmaktadır.
Enflasyonun düşük olduğu ülkelerde temerrüt faizi genellikle zararı karşılayabilirken, Türkiye gibi yüksek enflasyonlu ekonomilerde bu yeterli olmamaktadır. Bu durum munzam zararın önemini artırmaktadır.
Munzam Zararın Hukuki Niteliği
Munzam zarar, temerrüt faizini aşan zarar olarak tanımlanır. Öğretide bazı görüşler bunu müspet zarar, bazıları ise menfi zarar olarak kabul etmektedir. Ancak kanunda bu yönde bir ayrım bulunmamaktadır.
Kanuna göre esas olan, temerrüt faizi ile karşılanamayan zararın varlığıdır. Bu zarar somut olaya göre değişebilir.
Munzam Zararın Şartları
1. Borçlunun Temerrüde Düşmesi
Borçlunun borcunu zamanında ifa etmemesi temerrüt halini doğurur. Temerrüt faizi kusursuz sorumluluk kapsamında olup borçlu kusuru olmasa bile ödeme yapmak zorundadır.
2. Alacaklının Zarara Uğraması
Munzam zarar için en önemli unsur zararın varlığıdır. Bu zarar, alacaklının malvarlığında meydana gelen eksilme olarak ifade edilir. Munzam zarar birçok şekilde ortaya çıkabilir, ilk akla genel Türk parasının enflasyon karşısında değerini kaybetmesidir.
3. Borçlunun Kusuru
Munzam zarar talebi için borçlunun kusuru aranır. Ancak ispat yükü borçluya aittir; borçlu kusursuz olduğunu kanıtlamalıdır.
4. İlliyet Bağı
Zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun bir nedensellik bağı bulunmalıdır.
5. Talep Şartı
Munzam zarar, alacaklının talebi üzerine hükmedilir. Hakim re’sen karar veremez.
Munzam Zararın İspatı
Munzam zararın ispatı alacaklıya aittir. Bu ispat iki farklı yöntemle yapılabilir:
- Somut Yöntem
Bu yöntemde alacaklı, uğradığı zararı somut delillerle ispat etmek zorundadır.
Örnekler:
- Yüksek faizle kredi kullanılması
- Cezai şart ödenmesi
- Malvarlığının değerinin altında satılması
Yargıtay 11. HD. ,E. 2014/731, K. 2014/19357, T. 09.12.2014 tarihli kararına konu olayda; davalı banka, davacı kuyumcunun pos cihazı ile yaptığı satışa haksız bloke koymuştur. Davacının davalı aleyhine açtığı dava, davacı lehine sonuçlanmıştır. Davacı alacağını tahsil etmesine rağmen altın fiyatlarındaki artıştan dolayı temerrüt faizini aşan munzam zararı olduğu gerekçesiyle dava ikame etmiştir. Yargıtay kuyumculuk işi yapan davacının, alacağını davalı bankadan geç alması sebebiyle açılan munzam zarara ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Gerekçe olarak ise; davacı kuyumcunun, alacağını zamanında alması halinde hayatın olağan akışı ve mesleği gereğince altın alacağının kabulü gerektiğini vurgulamıştır. Ancak Yargıtay tarafından kabul edilen munzam zarar davasında, davacının mesleği kuyumculuk olması sebebiyle munzam zararın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davacının kuyumcu dışında bir meslek grubu olması halinde parasını değerlendirme noktasında harekete geçeceği ya da altın alacağının tespitine ilişkin nedensellik bağının kurulabilmesi ise güçtür.
- Soyut Yöntem
Soyut yöntemde ekonomik göstergeler dikkate alınarak hesaplama yapılabilir. Enflasyon, döviz kuru, altın fiyatları gibi veriler üzerinden zarar hesaplanır.
Yargıtay Uygulamasında Munzam Zarar
Yargıtay daireleri arasında görüş farklılıkları bulunmaktadır. Bazı daireler somut yöntemi benimsemektedir. Bazı daireler soyut yöntemi kabul etmektedir. Daireler arasındaki görüş farklılarında bakıldığında ise, Yargıtay soyut yöntemin, alacaklının iradesi olmaksızın ortaya çıkan borç ilişkilerinde uygulanması gerektiği yani alacaklının borçluyu seçme imkanın olmayan haksız fiil sebepsiz zenginleşme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görmeden doğan borçlar ile sözleşmenin diğer tarafının kamu kurumu ya da bankalar gibi özel izin ile kurulan kuruluşlar olması kaynaklı borçlarda aşkın zararın tazminin istenebileceğidir. Yargıtay kararlarına ilişkin bazı örnekler aşağıda belirtilmiştir:
Y. 13. HD., E. 2016/10665, K. 2019/6982, T. 30.05.2019:“Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjonktürel olgular BK’nın 105. (TBK. 122.) maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermez”.
Y. 4. HD., E. 2017/154, K. 2019/5415, T. 20/11/2019: “Bu nedenle denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, satış bedeli olarak verilen paranın dava tarihi itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile uygulama sonucu ulaşacağı alım gücü, belirtilen ilke ve esaslar dikkate alınarak bu konu da uzman bilirkişi veya kurulundan Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir.” şeklinde belirlemelere yer verilmiştir”.
Sonuç
Munzam zarar, temerrüt faizinin karşılamadığı zararlar için önemli bir hukuki koruma mekanizmasıdır.
Ancak:
- Yargıtay daireleri arasındaki görüş farklılıkları
- İspat yöntemlerindeki belirsizlik
hukuki güvenliği zedelemektedir. Güncel kanun maddesi ve düzenleme ile hükmedilecek tazminat miktarının takdirinde, borçlunun kusurunun derecesi, somut olayın koşulları, ekonomik alanda alınan önlemler; alacaklının zararın doğumuna ya da artmasına sebebiyet verip vermediği unsurları, borçlunun davanın uzmanına neden olan hal ve davranışlarının bulunup bulunmadığı, savunma hakkının kötüye kullanılmadığı gibi hususlarda dikkate alınarak karar verilmesi gerekmektedir.